Uluslararası “Fütüvvet Sultânı Ebu’l-Hasan Harakanî” Sempozyumu – TAG (2019)
27 Nisan 2019
Hepsini göster

“Ahlâk-ı Muhammedî” başlıklı 16. DOST İslâm’a Hizmet Ödülleri takdim töreni 24 Kasım Pazar günü İstanbul’da gerçekleştirilecektir.

Âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed’in (s.a.s.) doğumunun yıldönümünü ve herkesi tevhid bayrağı altında toplayan sevgisini idrak etmek gayesiyle her yıl verilmekte olan “DOST” İslâm’a Hizmet Ödülleri”  24 Kasım Pazar günü Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilecek olan törenle sahiplerini bulacak.

"Ahlâk-ı Muhammedî" başlığı ile düzenlenecek gecede takdim edilecek 16. “DOST” İslâm’a Hizmet Ödülleri, Türkiye’den Emin Işık'a ve yurt dışından Michel Chodkiewicz'e veriliyor.

ÖDÜL TÖRENİ TARİHİ:   24 Kasım 2019, Pazar, Saat: 19:00

ÖDÜL TÖRENİ YERİ:        Haliç Kongre Merkezi, Sadabad Salonu

Gecenin Sponsorları: Nefes Yayıncılık ve Tuti Kitap  

Katılım, herkese açık ve ücretsizdir.

Kerim Vakfı sitesinden canlı olarak izleyebilirsiniz. CANLI YAYIN için tıklayınız.

***16. DOST - İslâm'a Hizmet Ödülleri Takdim Gecesi canlı yayını, Nefes Yayınevi A.Ş. tarafından gerçekleştirilmektedir.

Emin IŞIK (d.1936 – ö.2019)

1936 yılında Hatay’ın merkez ilçesine bağlı Karmanca (Tepehan) köyünde dünyaya gelir. Babası Hoca Şemseddin Efendi, annesi Zahide Hanım’dır. İlk dinî bilgilerini köyün imamı olan babasından öğrenir. İlkokulun ilk üç sınıfını doğduğu köyde, dördüncü ve beşinci sınıflarını Demirköprü köyünde okur.

Şemseddin Efendi, oğlunun eğitimi üzerinde hassasiyetle durduğundan, ona iki yıl Antakya Kur’an Kursu’nda eğitim aldırır. Emin Işık, aynı zamanda Habip Neccar Camii imamı Hacı Emin Efendi’den ve Ulu Cami imamı Numan Efendi’den talim ve tecvit dersleri alır. Ayrıca Hatay müftüsü Abdullah Emir Efendi’den de Arapça, Mültaka, Tefsir ve Hadis öğrenir.

Emin Işık Kur’an kursunda okurken 1951 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı bütün müftülüklere İmam-Hatip Okullarının açılacağına dair bir genelge yollar. Bu haberi alan Emin Işık, babasından imam hatip okulunda okuyabilme iznini ancak bir sene sonra alabilir.

Orta kısmını Adana’da, lise kısmını İstanbul’da okuduğu İmam-Hatip Okulu’nu 1960 yılında bitirir. Aynı yıl girdiği İstanbul Yüksek İslâm Entitüsü’nden 1964’de mezun olur.

Dört yıl kadar İstanbul İmam-Hatip Okulu’nda öğretmenlik ve idarecilik yaptıktan sonra, açılan asistanlık imtihanını kazanarak İstanbul Yüksek İslâm Entitüsü’nde Ebubekr İbnü’l-Enbârî’nin “Kitâbu’l- Vakfi ve’l-İbtidâ” adlı eseri üzerinde yaptığı edisyon kritik çalışmasıyla doktorasını tamamlar.

Türk Mûsıkîsi konusunda ilk bilgileri babasından alır. Ezan nasıl okunur, sabah, öğle ve akşam ezanları hangi tarz ve makamlarda okunmalıdır? Gazel okurken zaman, zemin, meyan ve karar nasıl icra edilir? Kaside ve mevlidde makamdan makama geçerken nelere dikkat edilmelidir ve bunun gibi hususları babasından öğrenir. Antakya’da bulunduğu yıllarda ünlü mûsıkîşinas Şeyh Nuri’den ve Harirîzâde’den istifade eder. İstanbul İmam-Hatip Okulu’nda hocası Ali Rıza Sağman’dan ilâhî ve mevlid meşk eder. Yüksek İslâm Enstitüsü’nde Rahmi Şenses, Ali Üsküdarlı ve Halil Can hocalardan ders görür.

Kendi sözleri ile: “Hâsılı gazel, kasîde, ilâhî, durak, mersiye, mevlid ve ezan, hepsi ayrı ve farklı formlardır. Uzun hava gibi okunan bir ezan, oyun havası gibi okunan bir mersiye, şarkı gibi okunan bir mevlid, mûsıkî bilmeyenlerce de hissedilir ve yadırganır. Bu formların nasıl okunacağı da ancak ustasından öğrenilir. Ustalarımız ‘Sakın karar vermeden meyan göstermeyin, boşuna bağırmış olursunuz!’ diye tenbih ederlerdi. Ses güzelliği yetmez, sesi usûlünce ve mûsıkî formlarına uygun kullanmak gerekir. Sanat da işte budur.”

Otuz dokuz sene dört ay süren resmî hizmeti müteakip 2001 yılında yaş haddinden emekliye ayrılır. Yüzden fazla ilmî makale ve ansiklopedi maddesi kaleme alır. “Celâl Hoca, Hayatı ve İlmî Şahsiyeti”, “Devleti Kuran İrade”, “Kur’ân’ın Getirdiği”, “Belh’in Güvercinleri”, “Aşkı Meşk Etmek”, “Kime Kulsun”, “Nurettin Topçu: Çağdaş Bir Dervişin Dünyası” eserlerinin yanında dört arkadaşıyla birlikte Elmalılı Tefsiri’nin sadeleştirilmesi çalışmasında bulunur.

Ahmed Midhat Efendi’nin sözlerini rehber alarak Emin Işık’ı tarif etmek istersek, “Oğlum! Yalnız bir şeyi öğrenmeli, fakat mükemmel olarak! Yahut her şeyi öğrenmeli, elbette noksan olarak! Osmanlılığımızın bugünkü hâline nisbetle şu iki şıktan bence ikincisi tercih edilir. Ben sana onu tavsiye ederim. Fakat bundan sonra birincisi tercih edilecektir. Sen de evlâdına onu tavsiye eyle!”

Bu anekdotu Emin Işık bağlamında değerlendirirsek, o her şeyi öğrenen ve hissesine her şeyden birçok şey düşen Osmanlının bakiyesi nadir münevverlerden biridir.

Konuşmalarını şiirle, edebiyatla, kıssa ve hikâyelerle dinleyenleri nezdinde daha cazip hale getirmiştir. Ele aldığı konuya çok yönlü bakan bir kimsedir. İçinden geldiği geleneği devam ettiren bir sohbet adamıdır. Kurumsal bir dergâhı ve tekkesi yoktur ama fakültedeki odasını ve bulunduğu mekânı öyle kullanır. Fetret devrinde yetişmesine rağmen, Osmanlı bakiyesi olan ilim, irfan ve kültürümüzü üstatlarından öğrenmiş, özümsemiş ve taşıyıcılığını yapmıştır. Çok yönlüdür. Hâfızdır, mevlidhandır, şair ve mûsıkîşinastır. Şüphesiz bu alanlarda meziyetlere sahip birçok kimse bulunabilir. Ama aynı zamanda tefekkür ve entelektüel yönleri de olanını bulmak pek güçtür. Emin Hoca, okuyan, düşünen, yazan ve konuşan iyi bir entellektüeldir.

Onun en belirgin yönlerinden biri de şuurlu bir Türk milliyetçisi olmasıdır. Bundan hiç taviz vermemiş, milli değerlerimiz üzerine titremiştir.

Her zaman “ahlâk” üzerinde durur ve dindarların mutlaka ahlâklı bireyler olmasını ister. Samimiyete önem verir. Victor Hugo’nun “Kalbimi anamdan doğduğum gibi saklıyorum, onu Rabbime öylece teslim edeceğim” sözünü çok sık söyler. Din adamlarında da bunu görmek ister ve hocası Nurettin Topçu’nun “Ben Aziz Efendiyi tanımasaydım, Peygamberimizi anlamayacaktım” sözlerinin muhatabı Abdülaziz Efendi’yi bu hususta örnek gösterir.

Onu asıl değerli kılan, derin bir irfan sâhibi olmasıdır. Bir mânevî rüya ile Hz. Mevlânâ, Emin Hoca’nın başını mübarek dizleri üzerinde tekbirler. Bu rüyadan bir müddet sonra da çocukluktan beri dostu olan Hüseyin Top kendisini Midhat Bahârî Bey’e götürür. Midhat Bahârî Beytur, Konya’daki Çelebilik makamında bulunan Mevlevî Âsitânesinin son postnişini Abdülhalim Çelebi’nin tâyin ettiği son Mevlevî şeyhidir. Midhat Bahârî Bey’i görünce aralarında herhangi bir konuşma geçmeden, dizine başını dayar ve hocası onun başını tekbirler… Bu yaşadığı anı anlatırken Emin hoca sözü şöyle bağlar “O ânı yeniden yaşamak için kalan ömrümü vermeye hazırım…”

Emin Hoca, çağdaş bir derviştir. Bu yönünü son senelere kadar pek dile getirmemiş fakat hâli, tavrı ve davranışları ile her zeminde ortaya koymuştur. Bizim târihî tecrübemizde tasavvuf eğitiminin yapıldığı mekânlar tekkelerdir. Tekkeler büyük hizmet görmekle berâber tasavvufun olmazsa olmazı değildir. Ahmed Celâleddin Dede’nin dediği gibi:

Seddolunmakla tekayâ kaldırılmaz zikr-i Hak

Cümle mevcûdât zâkir, kâinat dergâhtır

Asıl olan, tasavvuf ahlâkını yaşamaktır. İşte Emin Işık tekkelerin kapalı olduğu bir devirde, İslâm tasavvufunu öğrenen, bilen, onu hakkıyla yaşayıp temsil eden müstesnâ bir örnektir.

Michel CHODKIEWICZ (d.1929)

Michel Chodkiewicz, 1929 yılında, Paris’te, 6 çocuklu bir ailede dünyaya gelir. Babası sulh hâkimidir.

Eğitiminin çoğunu Paris’te tamamlar ve üniversiteden mezun olduktan sonra seyahat etmeye başlar. 1951’de İtalyan asıllı olan şimdiki eşi ile dünya evine girer. Bir yandan çalışıp ailesine bakarken bir yandan da kendi çabalarıyla Arapça öğrenir.

1956 yılında Fransa’nın ünlü yayınevi Seuil Yayınları’nda çalışmaya başlar. 1965’de Seuil Yayınları’nın bir iştiraki olan Bilimsel Yayınlar Topluluğu’nun yönetimine getirilir. 1970’de popüler bilim dergisi alanında La Recherche ve 1978’de de L’Histoire tarih dergilerini yayın hayatına kazandırır. 1977’de Seuil’ün genel müdür yardımcısı, 1979 yılında da yönetim kurulu başkanı olur. 1979’dan, emekli olduğu 1989 yılına kadar aynı yayınevinde genel müdür olarak görev yapar. Seul ile bağını emekli olduktan sonra da 2001 yılına kadar devam ettirir.

Michel Chodkiewicz’in İtalyan asıllı eşinden 8 çocuğu, 22 torunu ve 17 torun çocuğu vardır.

İbnü’l-Arabî ile tanışması, İspanyol araştırmacı Asín Palacios’un tercüme ettiği eserleri sayesinde olur. Ekberî vârislere bir örnek dediği, Romen asıllı bir Şâzelî şeyhi olan Michel Valsan, İbnü’l-Arabî’nin öğretilerini anlamasına yardımcı olur. Bu çalışmalar onda derin bir Allah ve Peygamber aşkı doğurur.

Mağrip’e yaptığı ilk seyahatten itibaren Müslüman toplumla temas eden Michel Chodkiewicz bu araştırmalarını Mısır, Türkiye, Endonezya gibi ülkelere yaptığı seyahatlerle derinleştirir. Bu seyahatler kendisine tasavvufu keşfetme fırsatı sunar. Şeyhü’l Ekber’in öğretisi ve onunla kurduğu özel ilişki sayesinde Müslüman olur.

Editör olarak devam eden profesyonel yaşatısına paralel olarak, Futûhât-ı Mekkiyye ve Fusûsu’l Hikem üzerine kişisel çalışmalar yapar. Klasik akademik çerçevenin dışında yapmış olduğu bu çalışmalardan dolayı, 1982 yılında, sosyal bilimler alanında faaliyet gösteren, l’Ecole des Hautes Etudes’de, tasavvuf üzerine yapılan seminerlerden sorumlu olur. Emekli olduktan sonra L’Ecole des Hautes Etudes’e direktör olarak atanır.

Michel Chodkiewicz’e göre “Tasavvuf, arkaik Yunanca’nın şifresinin çözülmesi ya da Osiris Kültünün tekrar inşaası değildir! Tasavvuf yaşamaktadır. Binaenaleyh, sadece elyazmalarını bir odaya kapanıp çözmek bu çalışma için kâfi değildir. Tasavvufun kaynağını Kur’an’da aramak gereklidir: Başka bir deyişle, Tasavvuf müslümandır ve hariçten nakledilmiş bir inançlar karışımı değildir.”

Michel Chodkiewicz’in başlıca çalışma alanları, İbnü’l-Arabî doktrini ve Müslüman toplumlarda veliliğin tarihidir. Bu alanda yapılan çalışmaların eksikliğinden dolayı, metodoloji konusundaki sorunları çözebilmeyi ana amacı haline getirmiştir.

1994 yılında “Müslüman Arap toplumlarında Veliliğin Tarihi” konulu bir sempozyuma liderlik eder. Avrupa, bu sempozyumda velâyet tarihinin ve özellikle İslâmî geleneğin ifadesinin zirvesi olan İbnü’l-Arabî’nin eserlerinin ilk kez sentezlenerek ele alınışına şâhid olur.

1996’da, alanında tanınmış Maghreb Horizons/Mağrip Ufukları dergisinin kendisine ithaf ettiği sayısına velâyet başlığını atar. Bu sayı, tasavvuf alanındaki en önemli akademik uzmanların ve öğrencilerinin Michel Chodkiewicz’e gösterdikleri saygıya ve üstâdın çalışmalarının etkilerine şâhitlik eder.

Michel Chodkiewicz’in özellikle İbnü’l-Arabî Hazretlerinin entelektüel ve mânevî mirasına katkısı büyüktür. Kur’an ve Peygamber modelinin, Ekberî doktrinde başından beri sahip oldukları merkezî rollerinin gerçek boyutlarıyla gündeme gelmesini sağlamıştır: Ona göre Şeyhü’l Ekber’in öğretisi bir teori değildir, eserlerinde bulunan aslî kavramların her biri hem İbnü’l-Arabî hem de sözkonusu ettiği diğer şeyhler tarafından bizzat tecrübe edilmiş olgulardır. Bu nüfuz edici zenginlik Chodkiewicz’in Ekberî külliyatın sentezi ve tasnifindeki büyük çabalarına da yansımıştır. Böylece Michel Chodkiewicz tarafından önerilen model, velâyetin tipleri, şekilleri ve fonksiyonları açısından en karmaşık taraflarını aydınlatmaya vesîle olmuştur.

Michel Chodkiewicz’e göre İbnü’l-Arabî doktrini sadece Kur’ân’a dayalı bir düşünce değildir ; onunla ayrıştırılamayacak kadar içiçedir. Çalışmaları İbnü’l-Arabî metinlerinin yapısının Kur’ân’ın yapısına göre belirlendiğini ortaya koymuştur.

Chodkiewicz der ki: “İbnü’l-Arabî’nin eserlerinin, muhtevâ ve hatta yapı itibarıyla, tertibi ve düzeni ile ancak Kur’ân’a atıfla anlaşılabileceğin(i gösterdiğim)e inanıyorum. Binaenaleyh, öncesinde Kur’an ilmine derinlemesine vâkıf olmayan birinin bu eserleri anlaması mümkün değildir. İbnü’l-Arabî’nin muhatabı olan okuyucu, bir ya da iki kelime ile, İbnü’l-Arabî alenen belirtmese dahi söz konusu metindeki düşüncenin kaynağının bulunduğu âyet ya da sûreye yaptığı atıfı anlayabilecektir.”

İbnü’l-Arabî, eserlerinde kullandığı kaynakları için “Sohbetlerimizde ve yazılarımızda söylediğimiz her şey Kur’an ve hazinelerinden kaynaklanmaktadır” der. Bundan ilham alarak Sahilsiz Bir Umman ismini verdiği ve okuyucuyu Kur’ân-ı Kerim’in icazına hayrette bırakarak şaşırttığı, aynı zamanda İbnü’l-Arabî’ye ve onun düşünce sistemine doğru uzun bir yolculuğa çıkardığı kitabında şöyle der: “İbn Manzûr, meşhur Lisânu’l-Arab’ının önsözünde, bu sözlüğü yazmaktaki maksadının ‘tıpkı kavmi kendisiyle alay ederken Hz. Nuh’un gemisini inşa etmesi gibi’ Hz. Peygamber’in lisanının bütün kelimelerini biraraya toplamak olduğunu açıklar. İbnü’l-Arabî’nin yaptığı da bir mânâda yine böyle bir gemi inşa etmektir.”

“Hayret içinde sahilsiz bir umman ve ummansız bir sahil gördüm.”der İbnü’l-Arabî. Burada ‘sahilsiz umman’ ve ‘ummansız sahil’ imgelerinin bizzat Kur’ân’a işaret ediyor olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Zira Şeyh-i Ekber, eserinin başka yerlerinde Kur’ân’ın ‘sahilsiz bir umman’ olduğunu söylemektedir. İlâhî hitabın lafzı, onda dâimî bir vahyedilişken göremeyenler nazarında ise sadece ‘ummansız bir sahil’dir. Ancak kuvvetli bir nefese sahip olup ona dalanlar için sınırsız ve tüketilemezdir. İlâhî hitabın aynı anda her iki özelliği de taşıdığı iyi anlaşılmalıdır. ‘Sahil’ (zâhirî mânâ ve bu zâhirî mânânın îman ve ameller için çizdiği sınırlar) asla kaybolmaz, şerîat bu dünyada daima geçerli kalır ve insanın kemâle ulaşması da ancak onun içinde ve onunla mümkündür.”

“Peygamberî modelin yokluğunda İslâm’da velâyetin düşünülmesi imkânsızdır. Tanrı’dan başkasına ait olmayan velâyet, ‘en güzel örnek’ olan Peygamber ölçüsünde insana kapılarını açmıştır. Dahası, tek mükemmel varlık olan Hz. Muhammed (s.a.s.), yaratıldığı şeyin ne olduğunu fiilî olarak tam idrak eden tek kişidir. Mânevî hayatın tüm amacı bu mükemmelliğe ulaşmak olduğuna göre velâyetin amacı Peygamber velâyetine katılmaktan başka bir şey olamaz.”

Michel Chodkiewicz’in çok sayıda makalesi ve kitapları yayınlanmış ve İngilizce, Arapça, Türkçe gibi birçok dile çevrilmiştir.

İbnü’l-Arabî’nin düşüncesinin keşfi ve derinleştirilmesi üzerine, gerek doğrudan, gerek analizler vasıtasıyla, gerek yorumlar ve tercüme edilmiş metinlerin sunumlarıyla, gerek bir örneği Abdülkâdir el-Cezâirî üzerine olmak üzere, diğer eserlerin etüdü halinde beş eser neşretmiştir (Evliyaların Mührü, Sahilsiz Bir Umman…) Michel Chodkiewicz’in kimi zaman nesiller, hatta yüzyıllar boyunca tekrarlanmış önyargıları ortadan kaldıran, kimi zaman okuyucunun “deneysel” olarak nitelendirebileceği, metinlerle samimi etkileşimi sonucunda ulaştığı, şahsî buluşlarından faydalanmaya davet eden birçok özel yönü vardır.

Michel Chodkiewicz, ilmî yetkinlik ve titizliğinin yanı sıra, insan ilişkilerinde hilmi ve sevecen tavrıyla dikkat çekmiştir. Öğrenci veya meslekdaşlarının hiçbir sorusunu cevapsız bırakmamış, herkes onda bahsettiği değerler bütününü sadece açıklamakla kalmayıp bu prensipleri hayata geçirme çabası içinde olan birinin uyandırabileceği derin hissiyatı tatmıştır.